1983 Türkiye Güzeli, 1984 Avrupa Güzeli, model ve oyunculuk ajansı sahibi Neşe Erberk’le Ataşehir Joyfull House’un okul tanıtım gününde görüştük. Kamuoyunun podyumlardan tanıdığı, güzelliği ile akıllara gelen Neşe Erberk, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunu. Erberk, sadece güzel değil, akıllı ve donanımlı olduğunu, yedi yıl gibi bir sürede Türkiye çapında kurduğu 16 anaokulu ile dosta düşmana gösterdi. Yetenek geliştirmeye odaklı anaokulları ve alışveriş merkezlerinde yeni uygulamaya soktuğu oyun evleriyle yoğun bir çalışma hayatının içinde olan Neşe Erberk’le anaokulu, veliler ve çocuk gelişimi üzerine küçük bir sohbet yaptık...
-Güzellik kraliçeliği, mankenlik ajansı derken, anaokulu açma fikri nasıl oluştu?
Çocuklardan sonra oldu ama, benim çok eski hayalimdi anaokulu açmak. 20 yıl önceden beri. Ama çok erken olurdu o zaman. Kızlarıma hamile kalınca, “İşte zamanı geldi” dedim. Birçok anaokulu gezdim, klasik anaokulu fikri bana doğru gelmedi. Hele bir de üçüzlerim olunca, üçü de ayrı karakterde ve farklı yetenekte olacağı düşüncesiyle, dedim ki, yetenek geliştirme merkezi kavramıyla bir anaokulu açmalıyım. Ve 2002 yılında Etiler’de ilk okulumuz açıldı. Şu an İstanbul’da 6, tüm Türkiye’de de 16 okulumuz var. Bizim en büyük farkımız, çocuklarımızın ilgi alanlarını ve yeteneklerini küçük yaşta keşfedip daha sonra mutlu bireyler olmasını sağlamak, “ah keşke” dedirtmemek.
-Aileler en çok ne talep ediyor?
Her anne öncelikle çocuğunun mutlu ve güvende olmasını istiyor. Zaten okulumuz bu anlayışla donanımlı. Bir de çocukların ilgisini çekecek, onları mutlu edecek o kadar farklı köşelerimiz var ki, çocuklar bütün günü bir sınıfta geçirmiyor. Bu bizim en büyük farkımız. Mesela sanat odamız var. Müzik, bale, dans, drama, oyun, İngilizce odalarımız var… Dolayısıyla hiç sıkılmadan, hem de çok eğlenerek mutlu yaşıyorlar. Çocuklar oynayarak eğlenirken, bize kişilikleriyle ilgili ipuçları veriyorlar. Sınıf ve branş öğretmenleri dışında psikoloğumuz da var. Psikoloğumuzun gözlemleri doğrultusunda, velilerimize de geri dönüşüm yapıyoruz.
-Çocuk üzerinde ne kadar otorite kurmalı? Arkadaş olmakla, otorite kurmak nasıl ayarlanmalı?
Her çocuk sınırlarını bilmek ister. O sınırları içinde özgür olmak ister. Eğer siz sınırlarını doğru belirlerseniz ve bu sınırlar konusunda kararlılığınızı tatlı bir şekilde gösterirseniz, o zaman otorite sorunu yaşamazsınız. Ama kararsız davranırsanız işte o zaman çocuk, karşısında bir otorite olmadığını düşünüyor.
Bazen anne babalar yufka yürekli oldukları için “Aman canım yapsın bir kere” diyerek kararlılıktan cayabiliyorlar. Halbuki çocuğun istediği, karşısında kararlı yetişkinler görmek. Eğer bir kural konuluyorsa ki, bu illa sert bir kural olmak zorunda değil, bunun kararlı bir şekilde devam ettirilmesi gerekiyor.
-Yetenek geliştirme okulları yeni bir uygulama. Aileler farklılaştı mı, beklentileri yükseldi mi?
Türkiye’de biz ilkiz ve 7. yılımız. Bizim bu özelliğimiz, tercih edilme sebebimiz. Okulumuza gelen her anne baba “Biz zaten böyle bir yer arıyorduk” diyor. Farkımızdan dolayı bize geliyorlar. Biz kendimizi çok net anlatıyoruz. Onlar da çok memnun kalıyorlar ve tatmin oluyorlar.
Okul öncesi eğitime velilerimiz artık çok daha duyarlı. “7 çok geç” diye bir kampanya var biliyorsunuz, o kadar doğru ki…0-6 yaş çocuğun gelişiminin %80’ninin tamamlandığı bir dönem. Ne kadar erken başlanırsa o kadar faydalı olduğunu da hep birlikte görüyoruz. Mesela kimi anne baba eskiden “4 yaşında gitmesi yeterli” derdi. Oysa o kadar geç ki… Biz 1,5 yaşında eğitimine başlıyoruz çocuğun. Çünkü, çocuk doğduğu andan itibaren öğrenmeye başlıyor. O yüzden ne kadar çok bilgi alırsa kendini daha çok geliştiriyor.
-Anaokullarının zorunlu eğitim kapsamına alınması sizin bu yaklaşımınızı destekliyor…
Evet, çok doğru buluyorum o çalışmayı. Ana sınıfı mecburi yapılıyor. Daha da erken olması için çalışmalar devam etmeli.
-Aileler “Biz çocuğumuzu gönderdik, artık gerisi ona ve kuruma kalmış” diyerek rahatlıyorlar mı? Çocuğu bu tip okullara göndermekle iş bitiyor mu?
Biz sadece çocuğun buraya gelmesini değil ailenin de takip etmesini talep ediyoruz zaten. Çünkü bizim burada verdiğimiz eğitimin evde de devamının sağlanması gerekiyor. O yüzden diyoruz ki; biz üçlü sac ayağıyız; çocuk-okul- aile. Dolayısıyla aileler de takip etmeli. Hatta diyelim ki, çocuğumuzda ekstra bir yetenek varsa, mesela baleye karşı, o zaman hafta sonları da özel kursla bu çalışmayı devam ettirip daha da geliştirmesi sağlanır.
Ailelere yönelik çalışmanız var mı?
Biz yetişkinlere rehberlik hizmetleri, seminerler de veriyoruz. 45 günde bir seminerlerimiz var. Okulda eğer herhangi bir veli özel görüşme isterse, mesela çocuğunun konuşmak istediği sorunu olabiliyor, o konuda da hizmet veriyoruz. Her anne ya da baba bir sorun karşısında nasıl davranması gerektiğini bilemeyebiliyor. Veliyi bilgilendiriyoruz. Çünkü sadece çocuğun eğitimi yetmiyor. Esas velinin eğitimi çok önemli. Biz onu da yapıyoruz.
-Aileler çocukların gelişimini nasıl takip ediyorlar?
Yılda iki kez, bizim geri bildirim formlarımız var. Toplantılar yapıyoruz. Velimiz geliyor, sınıf öğretmeni, branş öğretmenleri ve psikoloğumuzla ayrı ayrı görüşmeler yaparak çocuğunun gelişimini takip ediyor. Geliştirilecek noktalar varsa, biz de o konularda önerilerde bulunuyoruz. Böylece yardımlaşarak gelişim tamamlanıyor.
-İçinde çocuğun olduğu kurum çok riskli değil mi aslında?
Korkmadınız mı?
Çok riskli ama çok keyifli. Her gün çocuktan bir şey öğreniyorsunuz. Bu sizi o kadar motive ediyor ki. Eğer bu işi çok istiyorsanız ve çocuğu çok seviyorsanız, zaten önlemleri alıyorsunuz, bizim standartlarımız var. Dolayısıyla çocukların güvenliği konusunda o standartlar kesinlikle uygulanıyor. Böylece risk faktörü çok çok düşüyor ve hepimizin içi daha rahat oluyor.